14 Temmuz 2011 Perşembe

...bu ülkeye bir gün bazı standartlar gelecek mi merak ediyorum....

Yine oldu.Bugün yine başıma geldi.Aynı mağazada hem 40 beden hem 44 beden  elbiseye girdim.Hem de aynı gün ,aynı yıl içinde .Sanmayın ki gün içinde iki  beden şiştim ...elbiselerde,pantalonlarda,eteklerde ve hatta ayakkabılarda.Nedir bu ''kaç beden giyiyorsunuz ?''sorusunun cevabı.Bir insan vücudu bu kadar değişir mi? Tabii ki hayır! Ama açıklamamız hep aynı!!! ''KALIPLARIMIZ FARKLI''
Hay sizin kalıplarınıza ..demek geliyor her bu lafı duyduğumda.Bugün şöyle bi düşününce 36-36,5-37-37,5-38 olmak üzere birbirinden değişik numaralarda bir sürü ayakkabım olduğunu farkettim.Ayaklarım mı uzayıp kısalıyor diye merak edip mezura ile ölçtüm.Tam 24 cm sağ ayağım, tabii sollar daha küçük olur diyorlar o da 23,5 cm desek.0,5 cm bu kadar numara farkı yaratır mı ?Yoksa herkes kafasına göre mi üretim yapıyor ayakkabı sektöründe .Başka bir ihtimal ise; her ustanın kendi el ölçüsü farklı da ahmet usta ile mehmet usta farkı mıdır ''kalıplarımız farklı'' cümlesinin ardındaki gerçek.Elbiselerde de durum farklı değil .40-42-44 olmak üzere üç bedende elbise var hala giydiğim.Bir de s-m-l-xl-xxl meselesi var ; hangi harf hangi bedene denk geliyor bilmecesi her mağazada başka bir formülle cevaplanıyor.Bir de yeni başlayan bir tanım var; ürünün ölçüsü bir aralık olarak tanımlanıyor.38-40,40-42 gibi tanımlardan insan 40 giyerken hangi şıkkı işaretleyeceğini saatlece düşünüyor.Tabii yeni bir trend olan yabancı ülke ''size''ları var ki o konuya girmek dahi istemiyorum.En trendy olanı rus ölçüsü müdür yoksa ingilizler hala yarışta başı mı çekmekte ?Bahisler açık...Gelelim işimiz çıldırmaksa bir sonraki aşamaya...
İnternetten alışveriş ...ha bir de bu standart dışı durum varken internetten alışveriş yapmamızı bekliyorlar ya o zaman deliriyorum.İnternetten yanılıp yenilip bir ayakkabı,elbise almaya çalışmak tam bir çılgınlık! Bir ürün almadan yaklaşık iki iş günü karşı taraftaki satıcı ile mail-leşmek gerekiyor.''Kalıplarınız dar mı geniş mi ?'' ile başlayıp  '' benim belim ince 65 cm ama kalçalarıma doğru genişleyerek 98 oluyor,aşağı doğru bacaklarım ise uzun ve sütun gibi ,acaba sizin elbisenin mediumu bana olur mu? ''ya varan acaip muhabbetlere kadar varabiliyor.Bu iki günün sonunda alışverişi yaptınız ama bu sefer de başka bir sancılı bekleyiş var ki o da başka bir çile.''acaba gelen ürünler bana olacak mı?'',''nasıl duracak?'',''bana yakışacak mı'' gibi içinizi kemiren binlerce soruyla yaklaşık 3-10 gün arası işkence çektikten sonra kargo kapınızı çalar.Aldığınız ürün gelmiştir,ama kargocu onu size vermek için ayrıca bir çile çektirecektir size .''kimliğiniz?,Şurayı imzalar mısınız?,şu kadar kargo ücreti var !(o kargo ücretinin üzeri de hiç çıkışmaz nedense,ayrıca neden hep küsurludur o ücret)'' gibi çeşitli aşamalardan sonra kendinizi  bir tür ''SURVİVOR'' kazanmış hissederek kutunuzu alıp hemen açarsınız.Baammm!
Bundan sonrası ikiye ayrılır:
kısa ve mutlu son.
bir de uzun ve yeni bir işkence süreci olacak daha acılı ve sinir katsayısı yüksek bir sona doğru bezgin bir yol(daha çok ikinci yolda süründüğünü düşünüyorum internet alışveriş madurlarının) ki bunu yazmak hiç istemiyorum.

7 Temmuz 2011 Perşembe

kuşadası ve civarından tatil izlenimleri

Uzun bir süredir tatilde olduğum Kuşadasından bir kaç izlenimimi paylaşmak istiyorum.
İlk geldiğim günden itibaren İstanbulun herhangi büyük bir merkezinde dolaşıyormuş izlenimi veren bu şehri sevmedim.Evet doğru duydunuz bilerek şehir dedim,zira bir tatil kasabası ruhunu satışa çıkaralı çok çok zaman olmuş bir şehir burası.Gelmemiş olanlar için İstanbul'un Pendik,Bakırköy,hatta belki biraz Beşiktaş havasında...Ama yanlış anlaşılmasın bu adını verdiğim yerlerin bile kendi ruhlarını yansıtan daha yerel tatları ,dokuları vardır. Kuşadasında yerel hiçbir şey kalmamış;burası sürekli az ya da çok dalgalı denizi ile Side,Alanya kadar olmasa da içi oldukça sığ deniz derinliği ile beni pek mutlu etmedi.Bilmiyorum tekrar gelir miyim, gelmeyi istemiyim?Kimbilir...
Kasabaya indiğinizde sokaklar ya yerli yazlıkçılar ya da yabancılar ile dolu.Bu şehir şehir içi ve şehir dışı ile tamamen gemi ile gelen yabancı turistleri ütmek üzerine kurulu...Şöyle bir düşündüm:''Eğer Kuşadasının limanına bir şey olsa buraların esnafı ne yapar ,bütün bu yatırımlar ne olur diye...'' insan böyle bir senaryoyu düşünürken hafif bir tebessüm etmekten kendini alamıyor.Efes'te bile esnaf kendi arasında konuşuyordu.''gemi gelmiş bugün,gemi !''
Hiç mi güzel bir tarafı yoktu kuşadasının diye soracak olanlarınıza ise yanıtım çok açık:tabii ki var.Efes var,Selçuk var,meryemananın evi var,Şirince var,İsabey camii var,St.Jean kalesi var...Tabii tüm bunlar size birşey ifade ediyorsa...ama ben en çok St.jean(Aziz yahya )kalesinden Selçuk panaromasını ve Şirince'yi beğendim.Şirince çok güzel ve gerçekten adına yakışır şirin bir köy...Bu kıraç dağ kasabasından bir turizm mucizesi yaratan tüm güzel insanların ellerinden öpmek geldi içimden.Hepsini sevgiyle kucaklıyorum.(Özellikle Özlem gözleme'ye gidin ne olursa olsun yiyin,çünkü tüm yemekler odun ateşinde ve sevgiyle pişiyor).Tüm fertleriyle çalışan aileye teşekkürler .Köydeki küçük tezgahlarında karadut satan teyzelerden dut yiyin,dut şarabı için, satın alın.Teyzelerin nasırlı ellerinden dağ kekiği,kuru papatya,adaçayı alın.Onları görmek için geldiğinizi hissettirin ki değişmeye çalışmadan öyle kalsınlar.Zira biz onların bu doğallığını görmek için kilometrelerce yol yapıyoruz. ...
Selçuk -Kuşadası karayolunda at binme ve at safari çiftliği var;çok içten ve ilgili insanlar,işlerini severek yapıyorlar.Eğer harcayacak çok paranız varsa yol üzerindeki leather,jewellery,carpet weawing show gibi takılabileceğiniz lüks tatil alışveriş villa-mağazalar da sizleri bekliyor.
Burayı tavsiye ediyor muyum?Evet 20'li yaşlarda gelinip,daha çok gece hayatına akarak eğlenecek,karaoke barlar,barlar sokağı,discoları turlanarak sabah edilecek bir tatil şehri burası...Bolca yabancı turistle karşılaşmak ve yabancı dilinizi ilerletmek için ...neden olmasın!